19. yüzyılın sonlarında, Sivas taraflarında küçük bir kasabada bir terzi yaşarmış.
Adı İbrahim Usta’ymış. Çıraklıktan yetişmiş, el emeğiyle ün salmış.
Kasabanın ileri gelenleri bir gün onu çağırmış.
“Kaymakam Bey için bir ceket dikeceksin,” demişler.
Kaymakam yeni atanmış, gençmiş. Protokolü, fotoğrafı, kalabalığı severmiş. Her gittiği yerde en öne geçer, en yüksek sandalyeye otururmuş.
İbrahim Usta ölçü almaya gitmiş.
Kaymakam aynanın karşısında dönüp durmuş:
“Omuzları geniş göster, boyu uzun göster. Heybetli olsun.”
Usta başını sallamış. Ölçüsünü almış, dönmüş dükkânına.
Ceket bitmiş. Teslim günü gelmiş.
Kaymakam ceketi giymiş ama omuzlar tam oturmuş.
Boyu ne uzamış ne kısalmış.
Nasıl ise öyle durmuş.
“Ben daha heybetli görünmek istemiştim,” demiş.
İbrahim Usta makasını tezgâha bırakmış:
“Beyim,” demiş,
“Biz kumaşı keseriz ama adamı büyütemeyiz. Ölçü neyse ceket odur.”
Şimdi…
Kasaba değişti, zaman değişti.
Kaymakamlar gitti, belediye başkanları gitti, meclis üyeleri gitti, başkaları geldi.
Ama aynanın karşısında heybet arayanlar hiç eksik olmadı.
Bugün de bazı koltuk sahipleri, ölçüyü kumaştan değil alkıştan almak istiyor.
Protokol sırası uzadıkça büyüdüklerini sanıyorlar.
Fotoğraf karesi genişledikçe omuzlarının da genişlediğini…
Oysa ölçü başka yerde.
Bir şehrin ölçüsü;
kaç etkinlikte en önde oturduğunuz değil,
kaç soruna gerçekten dokunduğunuzdur.
Çiğli küçük bir yer değil.
Sanayisi var, işçisi var, öğrencisi var, esnafı var.
Soruları var.
Çözüm bekleyen meseleleri var.
Bu ilçede iki dönem mecliste görev yapıp, geriye dönüp bakıldığında,
sorulmuş kaç soru var?
Takip edilmiş kaç mesele var?
Yazılmış kaç önerge, konuşulmuş kaç somut konu var?
Ölçüt budur.
Fotoğraflar arşiv doldurur.
Ama meclis tutanakları boşsa, ceket ne kadar ütülü olursa olsun ölçü değişmez.
Bir de…
Gazetecilik bu ülkede ruhsata bağlı bir meslek değildir.
Aranan şey mektepli olmaksa, ben de mektepliyim.
Ama mesele diploma değil.
Çünkü gazetecilik, duvara asılan çerçeveyle değil;
kamu adına sorulan soruyla yapılır.
Uğur Mumcu da Gazetecilik mezunu değildi ona bakılırsa, Abdi İpekçi de…
Gazetecilik diploma gerektirmez ama gerektirdiği bir takım özellikler vardı. Mesela;
Çiğli’de gazetecilik yapmak için önce Çiğli’yi okumak gerekir.
Sokağı dinlemek gerekir.
Sanayicinin sesini, işçinin derdini, öğrencinin umudunu görmek gerekir.
Yani uzun lafın kısası; gazetecilik diplomayla değil, sorumlulukla ölçülür.
Unutmadan;
İnsanı küçülten de boyu değildir.
Soru sorulmasından rahatsız olmasıdır.
Büyümeyi halk için üreteceği icraatlerle değil;
koltuğun gölgesinde kurduğu yakınlıklarla aramasıdır.
Terzi kumaşı keser.
Gazeteci ayna tutar.
İkisi de ölçüyü bozmaz.
Sadece ortaya çıkarır.
Ve bir yerde koltuğun gölgesinde büyümek isterken yöntem olarak başkalarını küçültmeyi seçenler, aynada kendi gerçeklerini korkmaktan rahatsız olurlar.
Ayna tutmaya devam edeceğiz.

























