“Zıtlıkların deneyimi olmadan bütünlüğün deneyimi yaşanmaz.”
— Carl Gustav
JungYazı ve müzik olmasaydı, insan ifadesi büyük ölçüde sınırlı kalırdı. Kelimelere yüklediğimiz anlamlar ve yüzyıllar boyunca gelişen müzik aletleri, zıt sesleri ustaca üst üste koyarak ruhumuza derin bir ziyafet sunmasaydı, iç dünyamız çok daha yoksul olurdu.
Bu düşünceyle kulak verdiğim Tony Ann’in “The Charismatic” adlı eserinde, modern neslin klasik piyano mirasını taşıyan çok katmanlı bir anlatım buluyorum. Kesintisiz akan arpejler, yumuşak ve sert dokunuşların iç içe geçtiği zengin harmoniler…
Parça ilerledikçe zıtlıklar yavaş yavaş eriyor, birbirini tamamlıyor ve dinleyiciyi adeta ruhsal bir terapiye davet ediyor. İşte bu müzikal bütünlük, bana asalet kavramını da yeniden düşündürüyor.
Asalet, yüzyıllardır biyolojik ve sosyolojik tartışmaların odağında olsa da, aslında soy ya da servetle ilgili değildir. Gerçek asalet, üslup, terbiye, görgü, eğitim ve farkındalıkla zaman içinde mayalanan bir karakter meselesidir. Çevreyle yoğruldukça, adabı muaşeret kurallarını içselleştirdikçe insan rafine bir duruş kazanır.
Servet ya da makam sahibi olmak ise çoğu zaman geçici bir güçtür; kolayca kibre kapı açabilir.İmam Şafii’nin veciz sözü bu gerçeği en yalın haliyle ortaya koyar:
“İnsanların durumunu incelediğimde şunu gördüm:
Asil insanlar güçlendikçe daha da mütevazı oluyor,
aşağılık insanlar güçlendikçe daha kibirli oluyor.”
Daha iyi açıklanamaz. Asalet, görgü ve terbiye bir kere mayaya işlemişse, hiçbir dış etken bunu kolay kolay değiştiremez. Zıtlıklar her ne kadar tezat oluştursa da, asil insan güçlendikçe mütevazılaşır; bal kokmaz.
Anadolu’da bir söz vardır: Layık olmayana makam vermişler, ilk fırsatta kendi kökünü kazımış.
Bu, hak etmediği konuma yükselen ve o ağırlığı taşıyamayan insanın halini anlatır. Böylesi insanlar olmasa belki kötülüğü göremez, iyiyi de tam olarak ayırt edemezdik.
Hayatın her döneminde Hızır Paşalar olacaktır; makam ve güç karşısında eski dostlarını, eski değerlerini kolayca feda edebilenler… Ama Pir Sultan Abdallar da her zaman var olacaktır. Haksızlığa uğrasalar, susturulsalar bile, sözleri ve duruşları asla unutulmaz; çünkü onlar zıtlıkların içinde bile bütünlüğü koruyanlardır.
Asalet Manifestosu
Asalet satılmaz, satın alınmaz.
Bir insanda yoksa, sonradan da olmaz.
O, ne unvanla gelir ne servetle;
terbiyeyle mayalanır, farkındalıkla rafineleşir,
güç karşısında mütevazılıkla parlar. Asil insan, zıtlıkları içinde eriterek bütünleşendir.
Kibir değil duruş, gösteriş değil zarafet,
makam değil karakter taşır. Asalet, ruhun sessiz asilliğidir;
ne satılır ne de taklit edilir.
Ya vardır, ya yoktur.

























