Bir akustik gitarın telleri titriyor kulaklarımda. Ardından alakasız bir yerden süzülen piyano solosu… Tiz oktavlara yükselirken birden elektro gitarın distortion’ı beynime doluyor. O an, baharın yeşil kokusuyla karışıyor her şey. Çoktandır çıkmak istediğim yollar var sanki; müzik beni oraya doğru çekiyor.
70’lerin rock’ını severim ben. Bol distortion, biraz anarşi, hafif isyan… “Savaşa hayır” pankartları, çiçek çocuklar, uzun saçlar… O kuşak emperyalizmi ve kapitalizmin çarklarını erken görmüştü. Başkaldırdı da. Ama derdini anlatamadı. Ya da anlatmak istemeyenler çoktu. Anlamamak bir tabu haline geldi, hâlâ öyle.
Şimdi aynı tabu başka biçimlerde yaşıyor. Tarih tekerrür eder derler ya; bazen aynı nakaratla, bazen daha gürültülü bir solo ile. Bugün savaş yanı başımızda. Ramazan’ın ilk günlerinde 164 masum öğrencinin hedef alındığı haberleri düşerken telefonuma, içimde bir şey kırılıyor. Bu rakam farklı kaynaklarda değişebilir; ama bir çocuğun bile hedef olması yeterince ağır.
Önce bir işgalci geliyor; devlet içinde devlet kuruyor. Vadedilen gerekçelerle vura kıra, yıka yaka alan açıyor. Okyanus ötesinden müttefiki sıkıştıkça destek artıyor. Petrol kokusu yükseliyor, kan kokusuyla karışıyor. Bahaneler değişiyor: haşhaş tarlaları, kimyasal silah yalanları, despot liderler, “demokrasi ihracı”… Hep bir bahane bulunuyor.
Bir yanda “mezhebimizden değil” diye din ekseninde bakanlar; öte yanda “Ağababamız savunma sistemi verdi, bize bir şey olmaz” diye güvenenler. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cılar, “düşmanımın düşmanı dostum”cular… Herkes kendi penceresinden bakarken, pencerenin dışında enkaz altında kalanlar kalıyor.
Ve yeni nesil: “Vay yeni savaş teknolojisi” diye heyecanlananlar, savaşı bilgisayar oyunu sananlar, “Bari dronumu test edeyim” diyenler… X’te taht oyunu izler gibi tweet atan troller… Çelik kubbe, hipersonik füzeler, yapay zekâlı drone’lar… Hepsi bir para ve petrol dansının parçası.
11 ayın sultanı Ramazan. Eşitlik ayı, tokun açın halinden anlaması gereken ay, maneviyatın zirve yaptığı, toplumun kenetlendiği ay… Ama bu topraklarda hipersonik, süpersonik, uydulu ve dronlu bir savaşın ortasında karşılanıyor. Enkazda iftar sofraları kuruluyor, moloz arasında teravih kılınıyor.
Müzik susuyor şimdi. Bu gürültüde, bu para kokusunda, bu kan ve petrol karışımında… hâlâ bir akustik gitar tınısı duyabilecek misiniz? Yoksa kulaklarımız tamamen sağır mı oldu?

























