Mayıs; umut, hüzün ve isyandır.
Gece yarısı çoktan devrildiğine göre, artık Mayıs’tayız. Mayıs; işçi ve emekçilerin bayramıyla başlar, baharı yazla buluşturur, soğukları sıcağa bağlar. Hıdırellez’de İlyas ile Hızır’ın gökyüzünde buluştuğu o efsanevi geceyi barındırır; dileklerimizi, umutlarımızı düşünürken; Denizler’i hüzünle sonsuzluğa uğurlarken ve Atatürk’ün Milli Mücadele’yi başlatarak sönmekte olan umutları yeniden yeşerttiği günleri hatırlatırken…
İşte tam da bu yüzden Mayıs; umudun, hüznün ve isyanın ayıdır.
Bahçeli bir evde büyüyen, kendini hep şanslı azınlık içinde hisseden bir çocuk olarak hatırlarım o günleri. Soğuk, donlu, karlı kışlar yerini bereketli nisan yağmurlarına bırakır bırakmaz, ısınan geceler bize baharın geldiğini haber verirdi. Tomurcuklanan güllerle birlikte umudumuz da gonca gibi açmayı beklerdi. Annemin yeni ektiği fidanlara bakıp “Acaba ne renk açacak? Kat kat mı, kokulu mu olacak, sarı mı?” diye merak ederdim.
Mayıs’a umutla adım atar ve o kalabalık 1 Mayıs yürüyüşlerinde kocaman pankartlara asılı kısaltmalar arasında kaybolurdum: emek, işçi, memur, sendika… Sarı sendika tartışmaları, kavram karmaşası… Günün sonunda yorgun argın eve döner, babamla haberleri izleyip eleştirilerimizi yapardık. Hafta sonuna denk gelirse elbette…
Bir hafta kadar sonra ise Hıdırellez piknikleri başlardı. Köfteler yoğrulur, gece gül dalına asılan dilek kâğıtları pencere önünde gökyüzünü beklerdi. Bazıları dileklerini gemi yapıp dereye bırakırdı. Zıpır gençler kıyıya takılan kâğıtları okur, alay eder, onları yeniden suya salardı. Yağmur ve fırtına yoksa tabii.
Ertesi sabah, yitirdiğimiz değerleri, Denizler’i hüzünle anardık.
19 Mayıs’ta ise stadyuma akın ederken arkamdan gelen iri yarı bir adam beni resmen ezerek yere düşürmeye yeltendi, eliyle kenara itti. Babam delici bakışını atıp yakasına yapıştı. Kalabalık araya girince olay büyümeden kapandı. O an, “Madem bu bizim bayramımız, neden o zevat bana böyle davrandı?” diye düşündüm. Babamın benim için her şeyi göze alması, gözümde onu dağ gibi büyüttü.
Artık ağaçlar çiçek açmış, güller bahçemizi renklendirmişken; Mayıs ayında umudu ve hüznü bir arada yaşardık. İsyânı ise doğanın, zorlu şartlara rağmen yeniden doğuşunda hissederdim.
Yıllar geçti üzerinden. Hâlâ her Mayıs, umutlarımı bileyliyor, hayallerimi canlandırıyor. Hüzünle isyanı aynı anda ateşliyor, bahçemize renk cümbüşleri katıyor, sabahların sükûnetinde kuşların konserini yaşatıyor.
Tazeliğin, dirilişin ayıdır Mayıs. Attila İlhan’ın dediği gibi:
“Bunca yıl sönmemişse umudum, Nisan değilse Mayıs’tır; Perşembe değilse Pazardır.”
Nice Mayıslara… Umutla.

























