Aslında gecenin karanlığı dışarıdan bir kamuflaj olurken, bir yandan da yaranın kabuğunun düştüğü vakitlerdir.
Her sabah yeni güne merhaba derken herkes, kalibresine göre dışarıda giyeceği zırhını geçirir üstüne, takar maskesini ve karışır insanların içine. Maske, gün boyu toplumun seni oldurduğu nitelik üzerine kuruludur. Ama akşam eve gelip zırhını çıkarıp gece olup ışıklar kapanırken maskeler de çıkar. Sen ve kendin baş başa kalırsın.
O zaman çıplak gerçeklerle yatağa girer, sana kalanlarla da uykuya dalarsın. Dalmadan bakarsın: Sana kalan ne? Kalanlar mı, gidenler mi? Toprağı üzerine çekip sınavını tamamlayanlar mı, sınavları devam edip olasılıklarla yaşayanlar mı? Kâr-zarar analizinde giden mi kârda, kalan mı?
İşte o anda vicdanının sesi sana ne söylüyor? Duyabiliyor musun? Duyabiliyorsan insansın. Bastırmaya çalışıyorsan o sesi, kendine bahaneler üretiyorsan ve o bahaneleri vicdanının sesine birer tuğla gibi örüp onu duymamak için yaşıyorsan… Bir sorun var demektir.
Yaşıyoruz. Yarınlar garanti gibi… Kendi yazdığın senaryolarla kırıyorsun köprüleri. Vicdanının önüne kurduğun tuğlaları çeviriyorsun barikatlara. Peki kazanıyor musun?
Arayıştayız. Neyi arıyoruz? Maskeler inince, zırhlar çıkınca, vicdanlar dürüst bir cevap verince…
Ümit İlter’in dizeleri geliyor aklıma:
“Derine, hep derine kazıyoruz…
Nerde, çağımızın o altın kalbi?
Çağımızın altın kalbini arıyoruz.
Üzerimizde ağır bir yeryüzü,
gökyüzünden uzakta, çok uzakta,
derine, hep derine kazıyoruz…
Nerde, çağımızın o altın kalbi?
Çağımızın altın kalbini arıyoruz…”
O altın kalbi arıyoruz. Ama altın kalbe sahip miyiz? O kalbi bulmak için altın bir kalbe sahip olmak gerekmez mi? Denk, denge gelmez mi?
Yatarken başını huzurla yastığa koymak… Bastırılmaya çalışılmayan bir iç ses… Denetimden geçmiş gibi rahat bir vicdan… Gidenlere yanan ama bir yandan da rahat bir vicdan… En iyi yatakta çekilen uykudan daha ferah değil midir?
Evet dostum, diyorsan ki: “Gerçekten ben elimden geleni yaptım ama olduramadım. Olasılıklar da bir yere kadarmış.”
Gidenlere karşı görevini layığıyla yapmış olanlara, kalanlara da dik durmak yakışır. Zırhını indirip maskeni çıkarıp acı gerçeklerle muhasebeden alnı ak çıkanlara ise, yineliyorum, dik durmak yakışır.
Kalan altın kalplilere sağlık, sıhhat; gidenlere ise rahmet, minnet ve özlem ile…
Doğru sarılır ama yıkılmaz.



























