Sonbaharın ilk günleri…
Geziniyorum. Yakında dallarından inip yaprak mezarlığına dönecek bitki örtüsünün üzerinde, yaprak cesetleri arasında. Gönlümü de gezdiriyorum; yüreğimde, aklımda… Bir yanı bahar bahçe, yeni dallar filizlenip yeni çiçekler açarken bir tarafı da mezarlık. Yüreğimin toprağına gömdüklerim…
Bir yana toprağın bile kabul etmeyeceği oksijen israfları, bir yana…
Sabahları güllük güneşlik bir hava, öğleden sonra sararıyor; akşama doğru bir yağmur, ardından bir soğuk. Tutarsız, dengesiz bir hava — tıpkı bu günlerin insanı gibi.
Bozamıyor psikolojimi ama yağmur sonrası toprak kokusu, ölmek üzere olan yapraklardan süzülen yağmur damlaları… Son nefes gibi. Kışın çetin ve zorlu şartlarından geçmek zorunda o ağaç. O mücadeleden sapasağlam çıkmak zorunda ki bahar gelecek, cemre düşecek; yeni yapraklarıyla, daha güçlü gövdesiyle karşılayacak baharı, yazı.
Yapraklar gidecek, yas bitecek, kış da bitecek. İlla ki yine bahar gelecek, yaz gelecek. Ama ne dal aynı dal kalacak ne rüzgâr.
Yeni bir sayfa açmak gerekiyor. Her bitişin sonrası yeni bir sayfa… Yazıp silmekten kirlenmiş olan o sayfanın miadı doldu. Sararan yapraklar misali, yeni yapraklar, yeni bir sayfa… Eskisinden daha temiz ve beyaz bir sayfa.
Yepyeni bir sayfa, yepyeni bir başlangıç.
Yaprak dökümüne itiraz ederse kuruyacak o ağaç. Tüyünü değiştirmezse palazlanmayacak o güvercin.
Bazı gitmeler mecburidir; artık kalmak ziyandır.
Belki bu değişim zor olacak. Kolay zamanlar, kolay insanlar köksüz ağaçlar doğurur. Zor zamanlar, zor geçitler, zor kararlar ister.
Fırtınayı atlatınca güçlenerek çıkan o ağaç gibi, zor zamanları tek başına atlatabilen insan da kendini yenebilmişse yeniden doğmaya hak kazanmıştır.
Yeni bir sayfa, yeni bir yaprak, köklü bir çınar, güçlü bir insan.
Ve İsmet Özel’in dediği gibi:
“Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim.”



























