İnsanın vicdanına sırt dönmeden, kalenin içinden bakan askeri susturmadan kendi sesini duyabildiği terapi, kendine verebileceği en dürüst destektir.
Buna delilik diyenlere inanmayın. Bu, zeki insanlara has bir yüktür.
Ben o kalede çok kalırım. Derin hisseder, sadece suyun içinde yağ gibi yukarı süzülen düşünceleri konuşurum. Odaları teker teker gezerim. Bazılarında günlerce kalır, çıktığımda içerideyken göremediğimi dışarıdan izlerim umuduyla.
Bazen mahzende takılı kalır, çoğu zaman zindana inerim. Zindan kalabalıktır. Mahkûmun karşısına geçer, bıkmadan usanmadan dinlerim: seçtiği kelimeleri, o kelimelerle dizdiği cümleleri, hayretlerini, gayretlerini.
O hep tek bir yüzünden bahseder. Ben gözlerinden içeri girer, kaleyi dolaşırım. Bahaneleri çoktur, açıklama yapar, yalan söyler. Bozuntuya vermem, hüküm vermem.
Bazen onu koltuktan kaldırır, ben otururum. Anlattıklarını ona geri söylerim. O beni mahkûm eder. Önemli değil. Prangası ayağında değil, kalbindedir.
Sonra zindandan çıkar, kalenin dışına yürürüm. Yorulunca illa bir yalnız ağaç bulurum. Hangi yöne gidersem gideyim izlerim kaleyi; bir yabancı gibi. Bazen boş gözlerle, bazen alıcı bir gözle. Her cepheden, farklı koşullarda bakıp ona göre revize ederim.
Tekrar içeri girerim. Bazen bir garip, bazen bir filozof, bazen diktatör, bazen esir olarak. Mahkûmların gözlerinde, kalplerinde, beyinlerinde gezerim. Tekrarı bolca.
İlk öngörüm nadiren değişir. Onların kalesi hep aynıdır. Heybeleri aynı yalanlarla, aynı bahanelerle doludur. Gözleri benden kaçar. Profesyonel mahkûmlar ise benimle beyin fırtınası yaptıklarını sanır, kelimelerle oynar, anlam karmaşası yaratır. İnanırım. Öyle zanneder zavallı komedyenler.
Kaledeki ışık yanlış yönden girmiş olabilir. Pencereleri değiştirir, ışığı başka yerden vurdururum. Odalara, mahzene, zindana yeniden bakarım.
Dinlerim kalbimle, görürüm beynimle, duyarım kalbimle, hissederim kulaklarımla.
Benim kalemde doğrular er ya da geç ortaya çıkar. Hata varsa revize edilir. Gerçeklerin kötü bir huyu vardır: saklanamazlar.
Herkesin kalesi ayrıdır. Kimisi ışık süzmeli, kimisi demirden, kimisi tahtadan; kimisi modern, kimisi miadı dolmuş.
Benim kalem her zaman güncelleme alır.
Köhne kalan harabe olur.


























