Aslında arıyorum kendime beni sürekli.
Bende ne ben beni bulabildim, ne de kendim buldu beni bende.
Bu cümlenin bir açıklaması yok.
Yol, menzil, arayış…
Odun, nâr, har ve köz gibi işte.
İncecik bir ışkın ya da taze, yemyeşil bir filiz… Büyüdükçe odunlaşır. Ruhu gidince kuru bir kütüğe dönüşür. Önce ateşin içinde nâr olur, iyice harlanır, sonra köz… En sonunda kül.
İnsan da kendini ararken ağaç gibi uzatır boyunu. Yağmura, sele, kara, dona direnir. Çiçeklenir, yapraklanır, şenlenir, heybetlenir, efelenir. Daha da büyümek ister, kabuğunu kırar.
Ama bilmez ki büyüdükçe tamahı da büyür.
Fırtınaya, yağmura dayanırım sanır. Dalında kuşların, dibinde küçük ağaçların kalacağını; gölgesinde başkalarının büyüyeceğini sanır.
Oysa rüzgâr estikçe meydan okur, meydan okudukça rüzgâr artar. Sonunda çatırdar o koca gövde.
Kalır mı bu dünyaya direk?
Kavak ağacı böyledir; köküyle, lifleriyle, gövdesiyle başka bir hikâye anlatır. Heybetli görünür ama heybet, tek başına dayanıklılık değildir.
Bir insan olacaksa çınar olmalı.
Çınar gibi köklü, beklentisiz, bir abide gibi dimdik… Ölse, kurusa bile ayakta ve bilgece.
Esas mesele köktedir.
Çınar, köklerine sabırla, yavaşça, belki yüzyıllarca tutunur. Medet ummaz. Gölgesinde insanlar toplanır; çınaraltı ferahlık verir. Dallarına envaiçeşit kuş yuva kurar. Ne kimseyi rahatsız eder, ne de kimsenin kendisini rahatsız etmesine ihtiyaç duyar.
Zamanı gelir, çınar dipten yavaşça kurumaya başlar. Yine de kimseyi gölgesinden, gövdesinden mahrum etmez.
Yavaşça ayakta ölür.
Ama değerlidir yine de.
Bir gitarın kapağı olur, bir kemanın gövdesi olur. Karakterli yapısıyla mobilyaya dönüşür; evin başköşesinde yerini alır.
Kavaksa yıkılır; kalıp tahtası olur, palet olur. Sonra özü de yoksa tutuşturmalık olur, hızlıca yanar biter.
Ne aşka düşer köz olur, ne nâra düşer hiç olur.
Bir şey olmaz; hızlıca kül olur.
Ama insan, kavak olduğunu da bilmez, çınar olduğunu da.
Çünkü kendini bilmez.
Ben bulamam beni bende.
İnsanın terazisi kendisi değildir. Aynada gördüğü de kendisi değildir.
Diyordu ya üstat:
“Bir ben var ki benim içimde, benden öte, benden ziyade.”
İnsan kendini arar durur. Kimi zaman boyunu uzatır, kimi zaman köklerini derinleştirir. Kimi zaman heybetine aldanır, kimi zaman özünü sorgular.
Esas mesele, insanın kendini ne sandığı değil, kökünün ne olduğudur.
Kökünü çek, özüne bak demişler.
Ben kendimi bende arasam da özüm çıkar her zaman.
Öz neyse söz o olur.
Belki de mesele çınar olmak değildir. Çınar olduğunu sanmadan kök salabilmektir.
Çünkü mağrurlanmak, insanın kendi gölgesini kendinden bilmesidir.
Mağrurlanma padişahım…
Seni, beni, yeri göğü yaradan var.



























