Bana seni gerek seni, diyordu Yunus Emre. Nereden geldi aklıma, bilmiyorum.
Çocukken pazar sabahları izlediğim çizgi filmler geldi.
Gocuğum, çizmem, hapşuruk krizine sokan kara tahta tebeşiri geldi.
Yaşadığım şehirler, geçen zamanlar… Hepsi peş peşe geldi.
Fotoğraflara baktım. Sanki zaman donmuştu ama yıllar geçmişti.
Geçen mevsimler, sonbaharlar, kışlar… Geldi aklıma.
Perdesiz gitar melodileri gibi bir zamansızlık kaplıyor içimi; sonsuz ve duldasız.
“Yaz bitiyor, üzülüyorum,” diyor pamuk kızım.
“Saçma mı sence?”
Duygusu olan insan yaz bitimine üzülür, diyorum. Çünkü doğanın canlılığı uyumaya geçiyor; günler kısalıyor, yapraklar sararıyor. Artık dış dünyayı değil, içimizdeki dünyayı yaşamaya başlıyoruz. Normaldir. Her mevsim, her gün özeldir güzel kızım.
Anımsıyorum.
Soğumaya başlayan sabahları, akşamları. Sofrada değişmeye başlayan yemekleri, meyveleri…
Çocukluk sonbaharlarını. Odun-kömür zamanını, zahire zamanını.
Akşamüstü çizgi film kuşağını.
Yavaş yavaş kat kat artan kıyafetleri.
Türkçe dersinin edebiyata evrilişini.
“Bana seni gerek seni,” diyordu Yunus Emre.
“Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan,” diyordu Yahya Kemal.
Evet. Her gün meçhule bir gemi kalkıyor bu limandan. Geri dönmüyor.
Sınıfta sayfa sayfa yazmak için hevesli bir hocamız vardı. Tebeşir canavarı kesilirdi. Ders sonu tahtayı silme hevesinin tam tersiydim ben; hem tozdan hapşuruk krizine girmekten, hem lacivert ceketimin toz olmasından nefret ederdim.
Toz, hapşuruk… Burnum yanmaya başlıyor ki tam o anda bir bildirim geliyor bulut depolamadan. Nostalji turuna davet ediyor.
Teknoloji çağında bugünün nostalji şanslısı benmişim gibi hissedip tıklıyorum.
İlk karne günüm. Gözlerim parlıyor. Zakkum ağacının altında, bembeyaz kıyafetlerimle.
Bir fotoğrafta beni yok sayanların pozları…
Diğerinde yılları hızla atlıyorum; boğaz turunda birine iki kulak yapıyorum, keyfim yerinde.
Sonra ilk göz ağrım kucağımda.
Derken zaman geçtikçe gözlerimdeki ışık sönmüş, gülümsemeler ve gamzeler kuytuya taşınmış.
Ne diyordu Yunus?
“Ben yanarım dünü günü, bana seni gerek seni.”
Tek doğdum, tek gideceğim.
Bana beni gerek beni.
Annen baban yaş aldığını göremeyecek.
Hayat arkadaşın, çocukluğumu tanımayacak.
Çocukların, gençlik hâlini hayal meyal hatırlayacak.
Aman alttan alayım, bağım var diyerek verdiğin ödünleri; hatır için sustuklarını; onların yıllarca zihninde biriktirdiklerini bir kelimeyle deşifre ettiğini… kimse bilmeyecek.
Susmanın mânasını bilmeyenlerin, konuştuğunu sanan papağanların komedyasını, senden başka kimse bilmeyecek.
Kimse kalbini, içini hiçbir zaman bilemeyecek.
Herkes gidecek.
Ve kalacaksın kendinle baş başa.
Sana seni gerek seni.



























