İnsanın akıl melekesi ve düşünce sistemine sahip olması, onu hayvanlardan ayıran ince çizgidir. Ama her insanın içinde bir hayvan ruhu taşır.
Köpek sahiplerinin yüzlerine bakınca —bakmaya gerek bile yok aslında— eşlik ettikleri ırkla kurdukları bağı fark edersiniz. O bağ, karşılıklı bir etkileşimin sonucudur.
Benim de dönem dönem eşlikçilerim oldu. Ama unutamadığım, kurt geni daha baskın bir husky idi. Doğumundan birkaç saat sonra avucumda duran o asalet, yıllar boyunca yoldaşım oldu. Büyüdükçe ondaki soyluluk, inat ve özgürlük ruhunu görmek beni mutlu ediyordu. Ama gezdiğimiz kilometrelerce yol, kocaman bahçeli ev bile ona yetmiyor, onu hapsettiğini hissediyordum. Bir sınır vardı. Onun gözlerinde ise sınırsızlık hâkimdi. O gözlerdeki asıl sonsuzlukta, sınırları görmek… İçgüdüsel olarak aynı hisleri paylaştığımızı, ortak bir paydamız olduğunu hep düşündüm. O, özgürce yaşamayı bilirdi. Sınırları vardı ama sınırlara sığmazdı.
Kafamın bir köşesinde de aynı tezatlık var: Bir sınır ve bir sınırsızlık. Kilis’te, sınıra sıfır noktasında durup sınır ışıklarına baktığımda bunu daha net gördüm. Sınırın öbür tarafından esen rüzgârda, yağan yağmurda herhangi bir ayrım yoktu. Aynı toprağın bağbanıydık. Ama aramızda fiziksel bir çizgi vardı. Bir metre uzakta, bir metre yakında… aynı toprak, aynı hava, farklı iradeler. Sınırlar… Olmalı mı, olmamalı mı? Nerede başlar, nerede biter? Herkes bunları aklının bir köşesinde saklar.
“Birine ‘hayır’ demek, ona karşı savaşmak değildir. Sadece kendi sınırlarına saygı duymaktır.” “Bilgelik ise kimseyi kırıp incitmeden sınır çizebilmektir.” Aslında sınır şarttır. Kendi öz saygınlığını koruyabilmek için insanın bir çizgisi olmalı. O çizgiyi hak etmeyenler aşmamalı.
Sınırları zorlamak insanın doğasında vardır. Daha fazlası, daha iyisi, daha güzeli cezbeder. Şartları ve çetin engelleri geçmek ister. Bu normaldir. Ama aklıselim insanların prensipleri, kriterleri ve korunması gereken alanları da vardır. Bu egoizm değildir. Her sınırı aşmak ilerlemek değildir. Her sınırı korumak da gelişmekten vazgeçmek değildir.
Bahçendeki menekşeye değer vermeyen birinin onu ezmesine izin vermemektir. Ellerinle büyüttüğün ağacın meyvesini hak etmeyenle paylaşmamaktır. Hak etmeyenleri masana oturtmamaktır. İyi ile kötü arasında, niyetini suistimal edenlerle aranda, sadece çıkar peşinde koşanlarla aranda bir çizgi olmalıdır. Sınır, kendine duyduğun saygıyı korurken başkasının insanlığını inkâr etmemektir.
Ama asıl mesele şudur: O çizgiden kimin geçip kimin geçemeyeceğine karar verdiğin anda, sınır ile sınırsızlık arasındaki denge senin elinde başlar.


























