Eğer hayatımın tüm renklerine sahip olsaydın bu neye benzerdi?
Hayatım yine bir tuval gibidir; renklerin canlı mı yoksa solgun mu olduğunu belirleyen çoğu zaman fırça değil, ona bakan gözün bakış açısıdır. Belki de dünyaya baktığın pencereyi değiştirmekte saklıdır.
Bazen hayat değişmez, değişen onu okuma biçimimizdir. Bakış açısı değişince gri sandığımız gökyüzünde bile maviyi fark etmeye başlarız.
Bu düşünce, insanların yaşadığı zorlukları yok saymak anlamına gelmez. Aksi halde olayın içindeki farklı ihtimalleri ve umutları keşfetmeye benzetilebilir.
Bakış açısının gücü… Ne kadar durağan bir hissin içine sıkışıp kalmak veya siyah ile beyaz gibi hissettirir. Halbuki yaşam bundan öteye çok daha fazla renklidir ve onları görmek size cesaret verir.
Işıktır.
Olmak ya da olmamak yalnızca bir tercih değil, bakış açısından gelen bütünü keşfetmekten doğandır. Aynı olmak bir insan için sorunun başlangıcı olabilir iken, bir başkası için yeni başlangıçların kapısını aralayabilir. Çünkü hayat bize ne verdiğinden çok, bizim hayata nasıl bir gözle baktığımızı yansıtır.
Her sabah doğan güneş herkese eşit doğar, herkes aynı gökyüzüne bakar. Farklı olan, yüzümüzü ne kadar güneşe çevirdiğimizdir. Kime ne kadarını verdik ki, ne kadarını alıyoruz?
Bakış açımızı değiştirdikçe kırgınlıklar tecrübeye, haksızlıklar öğrenmeye, kayıplar ise olgunlaşmaya başlar. Her kaybediş yeni bir başlangıç kapısını aralar. Bu dönüşüm, hayatın bizim için hazırladığı gerçek renkleri ortaya çıkarır. Çünkü umut, sevgi, sabır ve cesaret dışarıda bulunmaz; önce insanın içinde filizlenir.
Yaşarken hiç öldünüz mü? Sonra yeniden doğdunuz mu? Eğer gerçekten yaşarken öldüyseniz ve sonra yeniden doğuşunuzu gerçekleştirdiyseniz bu neye benzerdi? Bence oldu.
Belki de yeni bir bakış açısı, hayatımızın en güzel rengidir.
Duygu KOÇ


























