Evet, olasılıklar çok fazla gözükebilir; ama insanın aklı hep olduramadıklarında kalır.
Matematik yalan söylemez hiçbir zaman. Ülkemizin büyük çoğunluğu matematiği pek sevmez ama hayatta her şey matematiktir. Dinamik bir bilim dalıdır matematik; aslında bize ezberletildiği gibi sabit ya da durağan değildir.
Birçok şeyin karşılığı matematiktir. Olasılığın bile:
P(A) = İstenen Durum Sayısı / Tüm Durumların Sayısı.
Bakmayın formüle; benim dersim matematik öğretmek değil. İnsan hayatının olasılıklarla yaşamasını ve ihtimallere takılı kalmasını anlatmak, anlamaya çalışmak.
İstenen durum / tüm durumlar…
Peki insanın hayatında “istenen durum” gerçekleşmezse, akıl neden hâlâ onun etrafında dönüp durur?
İnsan beyni “olmadı” ile “olabilirdi” arasında gidip gelerek daima olasılıklara açık kapı bırakır aslında. Ama bence “olabilir”, “olur da”… Hayat buna çok müsait.
İnsan hayatı olasılık ve olabilirlerle doludur ve tüm hayatı bunlar arasında geçer. Beşer şaşar en nihayetinde.
Bugünün dostu yarının düşmanı?
Olabilir.
Bugün sana şer gibi gelen aslında hayrınadır.
Olabilir.
Bugün sana yanlış yapan, yarın sana aslında iyilik etmiştir.
Olabilir.
Bugün varsın, yarın yoksun.
Olabilir.
Küçük matematik hesapları yapanlar, yarını büyük zararlarla kapatabilir.
Olabilir.
Olasılıksızlık yoktur bu hayatta. Milyarlarca, trilyonlarca olasılık vardır.
Olasılıksızlıkta olasılık var mıdır? Belki vardır. Olabilir.
Ama her ne hikmetse insanın aklı da olduramadıklarında kalır bu kadar olasılık, olasılıksızlık arasında. Çünkü olasılık etrafında gezer insan zihni:
“Ona düşman olmasaydım…” — Ama oldun.
“Ona yanlış yapmasaydım…” — Ama yaptın.
“Onun zor zamanlarında yardımcı olsaydım…” — Ama olmadın.
“O lafı söylemeseydim…” — Ama söyledin.
Olabilirdi. Senin elindeydi.
Bu olasılıklar arasında ise o anki olur olmazlarla aldığın kararlar, doğrusu ile yanlışı ile karşına çıkar. Ve bu sefer olasılıklar arasında sonsuz bir dönenceye girersin.
Mahzuni’nin dediği gibi:
“Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.”
Hesap döndüğünde ise bu sefer senin oldurduğun nedenlerden dolayı bahanelere sığınıp olasılıklara tekrar dönüyorsan, sende ve senin karakter matematiğinde bir formül hatası var demektir. Adımları kontrol etmek de yine sana düşer.
Karakterde de matematik vardır elbette. Kişinin matematiği kadar kaderinin de matematiği vardır.
Hayatın sana sunduğu soruları yanlış adımlar ve yanlış formüller ile ilerletirsen, yanlış sonuca girer ve hüsrana uğrarsın. Hüsrana uğradıktan sonra ise alelacele formül üretmeye çalışırsan bahaneler üretmiş olursun. Bu da seni daha büyük bir çıkmaza sürükler.
Ama yanlış formülü yanlış adımda yazarsan ve çıkan sonuca boyun eğersen, işte bu da sorumluluktur. Aldığın sorumluluğun arkasında durmak ise yeni olasılıklara yol açar; doğru sonuca gitme ihtimali doğurur.
Doğrular, doğru sonuçlar insanı özgür kılar. Küçük hesaplarla matematiği basit kullananlar — ne matematikte, ne hayatta uzun soluklu olabilir. En azından ben öyle düşünüyorum.
Nitekim geçen gün, tam da bu düşüncenin içindeyken küçük bir sahneye denk geldim.
Gündüzlerin çekilebilir düzeye gelip güneşin düşmanca yaklaşımının dostane bir sıcaklığa dönüşmeye başladığı ve günlerin daha keyifle geldiği zamanlardı. Yemeklerin, sofraların tadı artık kararında seyrediyordu.
Sıcak ekmek almak için kuyrukta bekliyordum.
Önüme geçen kadın benden önce parayı uzattı, üç ekmek aldı. Para üstünü aldı. Fırıncının benim ekmeğimi hazırladığı sırada tekrar para uzatıp iki ekmek daha istedi.
Ben ekmeğimi alıp çıktım. O ise ikinci isteği yüzünden yeniden beklemek zorunda kaldı.
Kendince uyanık… Olabilir.
Benden önce ekmeğini almak için sırada hakkına razı olmadı… Olabilir.
Ama hatasıyla çok daha geride kaldı… Olabilir.
Ama olmayabilirdi.



























