Kışa yakın bir bahardayız her anlamda.
Belki de bu son bahar.
Bilemeyiz.
Ama renklerin daha çok açığa çıktığı, daha derinden hissedildiği bir zamandayız. Yeşilden sarıya, açıktan koyu kahveye, yeşilden kızıla… Doğa, renk kartelasının en sıcak, en olgun tonlarına doğru yavaş yavaş kayıyor. Gitmek istediğim yollar da tam orada, o geçişin içinde bekliyor.
Doğa şu anda tam orta yerde duruyor. Ne yazın coşkulu bereketinde, ne kışın katı sessizliğinde. Tam anlamıyla insanın olgunluk zamanına eşdeğer bir noktada.
İnsan olgunlaştığında gerçekten daha mı çok renk görür? Yoksa daha önce fark edemediği, gözünün önünde durduğu halde göremediği renkleri mi nihayet seçebilir hale gelir? Bu bir muamma. Belki de olgunluk, renkleri çoğaltmak değil; onları daha yavaş, daha derin görmektir. Dinginliktir belki. Sessiz, sakin, acele etmeyen bir hali…
Daha az insan, daha az gürültü, daha az stres. Daha çok hayat.
Sessizleşen caddeler, erken kararan havayla birlikte yavaş yavaş sükûnete bürünen meydanlar, sükûnete varan yollar… Genişleyen bir hayat misali. Kalabalığın çekildiği yerde alan açılıyor insana.
Üşümekle ısınmak arasında ince bir yerdeyiz. Isınma aygıtlarını çalıştırmak için henüz erken, pencereyi ardına kadar açmak için artık geç. Bu aralık, elindekiyle yetinmeye başlanan dönemdir. Bir bardak kahve, omuzlara dökülen bir battaniye, sakin bir solo piyano parçasının odanın içinde yavaşça yayılması… Hepsi yeter.
İnsan kalabalıktan uzaklaşınca mı kendine yaklaşır? Yoksa kendine yaklaştıkça mı kalabalıktan uzaklaşmak ister? Aslında cevap, bir çiçeğin yaz aylarında tükettiği bol suyla şu dönemde ihtiyaç duyduğu az su arasındaki çizgide saklıdır.
Olgunluğa erince fazla insan, fazla gürültü, fazla stres zul gelir. Fazla su gibi. Ölçüyü ve sınırı kavramaktan geçiyor herhalde her şey. Günler kararında… Fazlası zarar veriyor. Belki de insanın olgunluğu, neyi istediğinde değil; neyin fazlasına artık ihtiyaç duymadığında saklıyor meselenin özünü.
Mevsimdir bu. İnce giyinmek kadar sıkı giyinmenin de hasta edebildiği, soğuk içecek kadar sıcak içeceğin de dengeyi şaşırtabildiği, güneşin ısıttığı kadar rahatsız edebildiği bir yerdeyiz. Kışa yakın bir bahardayız. Ama mevsimidir her mevsimde olduğu gibi…
Sevginin, emeğin, yaşama hevesinin, yeni bir şey öğrenmenin fazlası zarar vermez. Onlar çoğaldıkça çoğalır, eksilmez. Kararında olmak gerekir. Farkında olmak gerekir.
Ama gelecek kış yağacak kar. Biliyorum. Yine de… Kışa yakın bir baharda olduğumuzu biliyorum.


























