Bazı insanlar sadece yaşamak için değil, iz bırakmak için gelir.
Tiyatro denince gözümün önüne gelen o vakur silüet; kızıl sakalı, salonları dolduran sesi ve o içten, koruyucu tavrıyla Sedat Şimşek… Bugün aramızdan ayrılışının on dördüncü yılı.
Karşılıksız Bir Aşk
Yolumuz, Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde, dostum Rasim’in kurduğu tiyatro grubunda kesişti.
Karşımızda tuhaf bir adam vardı: Hayatının düzenini bir kenara bırakmış, hiçbir maddi karşılığı olmayan bir iş için bizi ikna etmeye çalışıyordu.
İçimizden hep aynı soru geçiyordu: “Neden?”
Cevabı zamanla öğrendik. Bu bir heves değildi. Bu, tavizsiz bir tiyatro aşkıydı.
Yaz-kış demeden İzmit’ten Hereke’ye geldi. Hep cebinden harcayarak…
Soğuk sınıflarda prova yapabilmek için kapılar zorladı, görevlilerin kaprisine katlandı, bizim isteksizliğimizi sabırla göğüsledi.
Bir gün bile “Neden buradayım?” diye düşündüğünü hissetmedik.
Onun tek derdi vardı: Birilerinin sahneyle tanışması.

Soğuk Salonlar, Sıcak Emek
Sınıflar idarece kullanımımıza kapandığında vazgeçmedi.
Kışın buz gibi düğün salonlarında, yazın okul bahçelerinde devam ettik.
O sadece bir eğitmen değildi.
Provadan sonra cebindeki son parayla yemek ısmarlayan, kendinden eksilterek veren bir ağabeydi.
2004 Mayıs’ında, İzmit Halkevi’nde “Kadıncıklar” oyununu sahneledik.
Biz ne kadar iyi oynadık bilmiyorum.
Ama onun kulisteki o sessiz gururunu hiç unutmadım.
Devam Eden Miras
Ben artık sahnede değilim. İlk ve son sahne deneyimimdi o.
Ama ondan kalan disiplin ve
o sahneye duyulan saygı içimde hâlâ yaşıyor.
Ve en güzeli: O hikâye yarım kalmadı.
Eşi Eylem Hanım ve oğlu Bucan, Kocaeli’de, Çevre Tiyatrosu’nda onun bıraktığı yerden aynı tutkuyla devam ediyor.
Bir sanatçı için en büyük teselli belki de budur:
Arkasında susmayan bir ses bırakmak.
Şimdi onu, en büyük sahnenin kulisinde hayal ediyorum.
Sessizce izliyor, o tanıdık gülümsemesiyle alkışlara eşlik ediyor.
Huzurla uyu hocam.
Emanetin emin ellerde.
Perde… hâlâ açık.
Cevdet Laçinkaya


























