En güzel sabahlar bu zamanlarda başlar. En serin, en derin sabahlar bu döneme aittir. Sabaha karşı soğuyan yerküre, serinlik ve doğudan yükselmeye başlayan güneşin huzuruyla sükûnetini, o vaktin lezzetini tatmayana anlatmak zordur.
Doğudan yükselen ateş topu, gecenin griliğini önce laciverde, ardından mavinin tonlarına boyarken kumrular uyanır. Serçeler şamataya başlar. Ürperten serinlik, tatlı bir yelle yüzünü okşarken doğa her sabah aynı lezzetle yeniden uyanır.
Güneş henüz yükselmeden, kuşluk vaktinde mahalle de gözlerini açar. Camiden dönerken eve sıcak ekmek alan ihtiyarlar, “Bismillah” diyerek kepenk kaldıran esnaf, eşini işe giderken kapıya kadar uğurlayanlar, kapısının önünü çalı süpürgesiyle süpüren insanlar…
Mahmur gözleriyle bakkala sıcak ekmek, biraz peynir ve zeytin almaya giden çocuklar… Yeni süpürülmüş kaldırımların kokusu, evlerden yükselen çay kokusu, ince belli bardaklara çarpan çay kaşıklarının sesi ve birbirine seslenen komşular…
Güneş sokağın ortasına doğru yükseldikçe motosikletlerin ince tiz sesi duyulur. Eski İngiliz kamyoneti zor bela aldığı ilk marşla birlikte sokağa çiğ mazot kokusu yayılır. Kötü kokar ama bir bakıma sinek ilacı gibidir. Sokaklar yavaş yavaş insanla dolmaya başlar.
Bu doğal ve ağır ritmi, eski kamyonlardan bozma çöp kamyonu tamamlar. Saat dokuz olmadan yol kenarına çıkarılan, yağ tenekelerinden yapılmış çöp kovaları… Çalınmasın diye başında nöbet tutulan o teneke kovalar bile ayrı bir değer taşırdı.
Ergen kızlar anneleriyle ev temizliğine koyulurken, mahallenin çocukları beyaz takkelerini geçirir, boyunlarına Elif-Ba ya da Kur’an-ı Kerim çantalarını asıp caminin yolunu tutardı. Bir süre sonra caminin kubbesini “Elif, be, cim, ha, hı, ayn, gayn…” sesleri doldururdu. Dışarıda çene çalan ihtiyarlar ise her zamanki gibi yeni nesilden şikâyet etmeyi ihmal etmezlerdi.
Yaz tatilini çalışarak geçiren çocukları ise bambaşka bir sabah beklerdi. Güneş iyice ısıtmadan dükkân açılır, önce dükkânın önü, sonra içi süpürülürdü. Demircisi, kalıpçısı, tesisatçısı, boyacısı derken sabahın ilk yoğunluğu atlatılır, saat dokuzu biraz geçince de artık kahvaltı vakti gelirdi.
Sabahlar gerçekten hayırlıydı. Gün erken başlar, herkesin ritmine göre yatsı namazından sonra yavaş yavaş sona ererdi.
Peki şimdi?


























